3 Şubat 2017 Cuma


Çok direndim. Sürüden ayrı bir inek olabilmek için yıllardır direnmiş olmama rağmen yine de yenik düştüm. Oysa ben farklıydım. Herkes gibi olmamalıydım. Zira çoğu zaman amacıma da ulaştım. 

Mesela ''Babam ve Oğlum'' isimli filmi seyrederken de, dahi yönetmenimiz Mahsun Kırmızıgül'ün Türk sinemasına armağanı olan ''Beyaz Melek'' i seyrederken de, gözümden tek damla yaş akmamıştı. 

Ağlamak için o kadar ıkınmama rağmen ağlayamamıştım. Göz yaşlarım mı kurumuştu yoksa ben odun muydum? 
Duygusuz bir insan mıydım yoksa? Oysa ben biliyordum. Bir filmde acı çeken bir çocuk veya daha yoğun dozda acıyı yaşayan yaşlı bir insan olduğu zaman, ağlamak kaçınılmaz olmalıydı. Yeni usûl yeşil perde önünde çekilip, teknolojinin nimetleriyle süslenen filmlerdeki hilelerden daha eski bir film hilesiydi. Acı çeken kahramana ağlanırdı. Hep böyle olmuştu ve dev beyaz perde kararana dek böyle de olmalıydı. Yoksa dahi yönetmenler nasıl para basacaktı. 

Savaş filmlerinde de, kamera hangi ülkenin askerlerini konu alıp, çekim yaparsa, bizler o ülkeyi tutmaz mıyız? Vietnam savaşını konu alan filmlerde, suçlu Amerika olduğu halde, Amerikan askerlerine sempati beslemez miyiz?
-''Anam anam anam John mayına bastı. Şerefsiz Vietnamlı yakalayacak şimdi gözünü sevdiğim Billy'i . Sonra da götürecek merkeze, öptürecek herkese'' diye üzülmedik mi? Er Ryan denen adamı Tom Hanks'le beraber aramadık mı? Ararken de Tom'a bir şey olacak diye endişelenmedik mi?

Rahmetli hacıannemin  Dallas'ı seyrederken söyledikleri  beyaz cam ya da beyaz perdede seyredilenlerin nasıl da gerçek sanıldığının bir kanıtıydı. Hacıannem  Dallas'ı seyrederken;

-Boyun posun devrilsin Ceyar. Teneşirlere gelesice! Ramazan ayında bile viski içiyor.'' diye bağırırdı. 
Öyle ki Ceyar'ın şu sıralar ölümcül bir hastalıkla mücadele etmesinin sebebinin, hacıannemin zamanında ettiği beddualar olduğunu düşünüyorum.

İnsanlar bir film seyrederken, neden kaptırırlar kendilerini? Neden o filmdeki oyuncularla kendilerini özdeşleştirmeye çalışırlar? Neden herkesin bir kahramanı olur? Neden zırıl zırıl ağlarlar ya da heyecanlanırlar?

Lost Lost dediler. Başımın etini yediler. ''Nasıl bir şeymiş ki bu 'Lost' dedikleri'' dedim, aldım cdlerini seyrettim. Bir hafta içinde 1. ve 2. sezonu afiyetle yedikten sonra 3. sezonun kayıtlarını tez zamanda bulup, damarına enjekte etmenin hayalini kuran bir morfinmanın telaşı içerisindeyim. 




Kurgudaki deha, flashbacklerdeki mükemmellik, berbat oyunculuğa rağmen senaryonun her 10 dakikasında bir ortaya çıkan şaşırtıcı olaylar yüzünden ben bir Lost bağımlısı oldum. Aslında dizinin ortaya çıkışındaki mantık çok basit.
''BİR ADAYA DÜŞSEN YANINA NELER ALIRSIN?''  değil de, '' BİR ADAYA DÜŞERSEN YANINA KİMLERİ ALMAZSIN?'' sorusuyla başlamış olabileceğini tahmin ediyorum. Belki de ''TERCİH ŞANSIN OLSA, HANGİ ADAYA DÜŞMEK İSTERSİN?'' dir. Henüz Büyükada ya da Heybeliada'ya bile gitmemiş biri olarak, cevap hakkımı saklı tutuyorum.

Ve evet itiraf ediyorum...
Ben de bir Lost bağımlısıyım.
Utanıyor muyum? 
Hayır ne utanacağım? 
Bir ormanın içinde tepişen ve dakika başı huy değiştiren insanları seyretmenin verdiği hazzın ne olduğunu çözümlemeye çalışıyorum.




Belki de her gülümsediğinde, sağ yanağındaki gamzenin derinliklerinde, Lost ormanında beliren gizemli, siyah dumanımsı canavarı gördüğüm, boş bir vakitte özenilerek yaratılmış Sawyer'ın yüzü suyu hürmetine seyrediyorumdur. 

Belki de, John Locke'ın o tuhaf gülümseyişinin anlamını çözmeye çalışıyorumdur.
Belki Juliet denen kadının ağzının ortasına bir terlik patlatmak istiyorumdur. 
Belki de Hurley'in dizinin sonunda iğne ipliğe dönüp dönmeyeceğini merak ettiğimden seyrediyorumdur kimbilir.
Sayid'in bir Hollywood filminde, nasıl oluyorda, böylesine Ayhan Işık bakışları attığını merak ediyorumdur. 
Ben Linus; sen var ya sen! Psikopatsın sen yahu. Senden bahsetmeye bile değmez. 
Dr. Jack Shepard. İstanbul'daki her sağlık ocağına senin gibi bir doktor lazım. 
Kate Austen, yıkıl karşımdan. Huylarına bakınca, fazla ben gibisin. ;)


Belki de Lost benim kafamdadır. Aslında böyle bir dizi yok. Belki de ben bir deneyin parçasıyımdır. Şu anda da kendi kendime konuşup duruyorumdur. 
Durun bir saniye. Sesi duydunuz mu?
Şu rakamları girip enter'a basmam gerek. 
4 8 15 16 23 42 
Yahu  bugün de dünyayı ben kurtardım iyi mi?

(Eski bir yazıdır. Lost'u yeni seyretmedik herhalde :)))